Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Atatük Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği 1.sınıf Bilgisyar dersi İçin Hazırlanmıştır

Yazılar

insanlara 'hayvanlık' dersi

İnsana Hayvanlık Dersi

Onu ilk gördüğü anı unutamıyordu. Bir gazetede ‘ücretsiz teriyer verilecektir’ ilanını okuduğunda, hemen telefon etmiş, hayvanı görmek ve sahiplenmek istemişti. Bu hayvan sevgisini Can’a sevgili arkadaşı Meliha Yılmaz aşılamıştı. Oysa daha bir ay öncesine kadar Can’ında, canı kadar sevdiği bir teriyeri vardı. Daha iki aylıkken almış, üç yaşını henüz geçmişti ki bir parkta gezdirirken kaybetmişlerdi.
Can gazetelerin evcil hayvanlar sütununda ilanlar vermiş, üzerinde ‘Gizem’ diye adı yazılı tasması ve kahverengi uzun kordonuyla birlikte kaybolan teriyerini bulup getirecek olanlara ödül vaat etmiş ama sevdiği Gizem’ini kimse geri getirmemişti. Evde Gizem’in büyük eksikliğini hissettiler. Gene de bir hayvan sahiplenmek için . aile bireylerinin gözleri gazete sütunlarındaydı. Can ilanı okuduğunda Gizem geldi gözlerinin önüne. Beyaz tüylerinin ortasına dikilmiş düğme gibi bir burun ve kömür karası gözleri burnunda tütüyordu Can’ın. Gizem nasılda uysaldı, nasılda enerjikti. Can bir şey söylediğinde tüylerle yarı kapanmış gözlerini açar küçük başını yana eğerek büyük bir adam gibi dinlerdi.
Can yeni sahiplenecekleri köpeği almaya ailecek gittiler. Köpeği verecek aile, Can ailesinin hayvan sever olduklarına kanaat getirdikten sonra, Tomi isimli köpeğini severek vermiş, ‘diğer kardeşlerini de başka hayvan severlere verdim, buda size kısmetmiş’ diyerek vedalaştılar.
Can ailesi mütevazı bir yaşam içersinde bir oğlu, bir kızı ve sevgili eşi Suna Hanımla birlikte birde canları gibi sevdikleri ‘Tomi’leri vardı. Tomi’yi sahiplendiklerinin belki de ikinci seneleriydi. İki aylıkken almışlar her türlü bilgi ve göreneği Tomi, Can ailesinden öğrenmişti. Can ailesinin en büyük dilekleri mutluluklarına bir gölge düşmemesiydi. Tanrının kendilerini kazadan beladan korumasıydı.
Hoş Can Bey namaz kılmıyordu ama, orucunu tutar zekâtını, fitresini verirdi. Ailecek çiçekleri, hayvanları ve doğayı severlerdi. Canları gibi sevdikleri birde Tomi’leri vardı artık. Tomi bütün aile bireylerinin maskotu olmuştu.
Canın çocukları Tomi ile arkadaştılar. Çocuklar saklanınca Tomi bulur, çocuklar şarkı söylesin, Tomi de ritimli havlayarak çocuklara eşlik ederdi. Kalk desen kalkar, yat desen yatardı. Otur desen oturur, arka . ayakları üzerine kalkar, iki eleri ile selama dururdu.
Tomi’nin balkonda bir kulübesi vardı. Balkon kapısını açıp git yat dediklerinde gidip yatardı. Bazen de Can’ın çocukları ile oyunu yarım kaldığında balkona çıkmamak için direnirdi. Tomi’nin üzülmemesi için çocuklar Tomi’yle biraz daha ilgilenmek zorunda kalırlardı.
Canın bitişik komşuları, Tomi’nin balkon kapısını açtıracağı zamanki havlamasından bıkmışlar, kaç sefer komşularının Tomi’den şikâyetlerini dinlemişti Can ailesi. Üstelik Tomi yüzünden komşuları ile araları da açılmıştı.
On yedi ağustos gece geç saatlere kadar oturan Can ailesi, tüm olup biteceklerden habersiz derin bir uykuya dalmışlardı. Tüm apartman sakinleri derin bir uykudaydı. Yalnız Tomi de bir huzursuzluk vardı. Durmadan havlıyordu. Bu havlamadan balkonun bitişiğindeki Can’ın komşusu rahatsız olmuş, yatak odasındaki pencereyi açıp yüksek sesle Tomi’ye havlamaması için bağırmıştı ki, bir sarsıntıyla kendine gelip, çoluk çocuğuyla kendisini dışarıya zor atmıştı.
Geçmişte Tomi’nin havlamasından dolayı Can ailesiyle araları açık olan komşuları şimdi Tomi’yi bir kahraman gibi görüyorlardı. Tomi . büyük bir gürültüyle yıkılan binanın enkazları arasında kendini koruyabilecek bir boşluk bulmuş, o boşlukta sıkışıp kalmıştı. Can ailesinden depremde kurtulan olmamıştı. Geç yatmaya ve ağır uykuya yenik düşmüşlerdi. Tomi bir bacağının incinmesinin verdiği acı ile durmadan havlıyor, öldüklerinden haberi olmayan sahiplerinin gelip kendisini kurtarmalarını bekliyordu belki de. Depremin üçüncü günü kurtarma ekiplerinden bir grup Tomi’nin sesini duyar. Uzun bir uğraşıdan sonra Tomi göçük altından kurtarılır. Kendini kurtaran ekiplerin elinden kurtulan Tomi tekrar göçük altındaki enkazlara doğru koşar, kendini çıkardıkları boşluğa gelip havlamaya başlar. Bir şeyler anlatmaktadır sanki, kendisini kurtaran insanlara.
Tom’inin yardımıyla cesetlere ulaşılır ama Tomi’nin havlaması ile belirttiği feryadı . durmaz. İnsanlar, yıkık enkazın çevresinden ayrılmayan Tomi’ye su ve yiyecek verirler. Tomi hiç birini yemez, ekmekten aştan kesilmiştir. Herkes sahibine karşı olan sadakatinden bahsetmektedir Tomi’nin.
Bir gün köpek seven bir aile gelir Tomi’yi sahiplenmek ister. Tomi gitmemek için direnmesine rağmen, söküp almak isterler o ortamdan Tomi’yi. Tomi’yi sahiplenmek isteyen ailede, . hayvanları çok sevmektedir. Tomi’nin gitmemek için direnmesi karşısında bir hayvan psikologuna ihtiyacı vardır diye düşünürler. Ama günümüzde böyle düşünmeyi bile toplum lüks olarak karşılamaktadır. Deprem kalabalığında düşüncelerini yüksek sesle söyleyen aileye bir sürü serzenişler gelir. Yeni sahiplenenler söylenenlerin hiçbirisine aldırış etmezler. Tomi’yi bir hayvan hastanesine götürürler. Büyük bir itina ile . ayağı sarılır nede olsa incinmiştir. Sonrada psikolojik tedaviye başlarlar ama psikolog yapacağı tedaviden ümitsizdir.Tomi’yi sahip-lenenlere ; ‘Tomi’nin belirli bir yaşın üzerinde olduğu ve ölen ailelere karşı kemikleşmiş sonsuz bir bağlılık ve sevgi oluşturduğu gerekçesiyle’:
“- Siz zorunlu bağlasanız bile zaptedemezsiniz” der.
Tomi’nin ayağı kısa sürede iyileşmiş ama Tomi’nin gözyaşları hiç dinmemiş üzüntüsü bir türlü giderilememiştir.
Şirin bir bahçe içersindeki üç katlı tripleks villa da kendisine ayrılan mekânda hiçte rahat değildir. Kendisine verilen hiçbir şeyi yememektedir. Yeni sahibi evin hizmetçisine tembih ettiğinden, Tomi her gün gezmeye götürülmekte, iştah açıcı ilaçları günü gününe verilmektedir.
Deprem üzerinden yirmi gün gibi bir zaman geçmiştir. Bir gün hizmetçinin, Tomi’nin odasındaki pencereyi açık unutmasından yararlanan Tomi evden kaçmış, sahiplenen aile tüm aramalara rağmen bulamamış, Tomi den ümitlerini kesmişlerdir.
Aradan birkaç gün geçer, Tomi’yi sahiplenen yeni aileye bir haber gelir. Tomi depremle yıkılmış enkazın orada görülmüştür. Aile büyük bir sevinçle yıkılmış binanın bulunduğu enkazın önüne . gelir. Enkazın çevresinde çok ararlar Tomiyi. Yeni sahiplenen aile bireylerinden biri, ilerisi karanlık bir boşluğun ağzında Yatan Tomi’yi fark eder. Tomi kurtarıldığı boşluğun ağzında kaskatı kesilmiş yatmaktadır. Tomi ölmüştür. Ölmekte ne kelime, Tomi intihar etmiştir sanki. Sanki Tomi’nin annesi, babası bir köpek değildir. Tomi, uğruna intihar ettiği ailenin bir ferdidir.
Tomi’nin ölüsünü bulan ailenin etrafında toplanan semtin çocukları:
“-Tomi birkaç gündür buradan hiç ayrılmıyordu, ne verdiysek yemedi” dediler.
Tomi’yi sahiplenen ailede Tomi’nin intihar ettiğine karar verir, ‘işte köpeklerdeki insan sevgisi‘ diye düşünür ve göz yaşına boğulurlar.
Köpek bir hayvanlık dersi vermiştir insanlara. İnsanların insanlara ‘bir insanlık dersi’ veremediği böyle bir zamanda, Tomi’nin bu davranışına insanların şapka çıkarması gerekmez mi? Toplumda bu davranışın kutsallığını kaç kişi anlamıştır acaba!...

İNSAN HAYATI DEĞERLİDİR

İNSAN HAYATI DEĞERLİDİR

Jack yavaşlamadan önce Takometreye baktı: Hız limitinin 50 olduğu yerde 73 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Jack arabasını sağa çekti. "İnşallah su anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer" diye düşünüyordu.
Polis elinde. Kalın bir not defteri ile arabadan indi.
Bu Polis Kiliseden Bob değil mi?
Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü. Kiliseden tanıdığı bir Polis, arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu. Hem de hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için.
"Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç"
"Merhaba Jack" Bob gülümsemiyordu.
"Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın"
"Evet öyle" Bob umursamaz görünüyordu.
"Son günler eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun suredir hiç görmedi. Ayrıca Diana bana bu akşam Patates ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi?"
"Evet ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum" diye cevapladı Bob.
"Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli" diye duşundu Jack
"Beni kaç ile giderken yakaladın?"
"Yetmiş. Lütfen arabana girer misin?" dedi Bob.
"Ah Bob, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda Takometreye baktım. Sadece 65 ile gidiyordum."
"Lütfen Jack, arabana gir" diye üsteledi Bob.
Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı. Bob not defterine bir şeyler yazıyordu.
"Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatını istemiyor ki" diye düşündü Jack.
Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa, bir kaç Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti. Bob kapıyı tıklatıyordu. Jack arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Bob Jack’a bir kâğıt verdi ve gitti.
"Ceza değil bu" diye kendi kendine söylendi Jack. Bir anda sevinmişti. Bu bir yazıydı ve kâğıtta şunlar yazıyordu:
"Sevgili Jack, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 ay hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. Ama ben... Ben kızımı tekrar koklayabilip, öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, tek bir oğlum kaldı"
Jack 15 dakika kadar bir sure yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster. Hiç bir zaman unutma, istediğin kadar araba satın alabilirsin, ama insan hayatını asla…

birbilsen

içimi bir bilsenn...
 

içimde koca bir dünya taşıyorum..



benim dünyam paylaşılabilir..



bu dünyayı seninle paylaşabilirim...



senin dünyanıda paylaşabilirim...



ona yer açabilirim..




benim olmanıı...



elimi tutmanı....



sana şöyylee sarılıp uyumayı istiyorum...



seni kocamannn sewiyorummmm...



seninle olunca keyfime diyecek yok....



hayır... beni yüz üstü bırakıp gidemezsinnn...



peki öyle olsun..hoşçakal..


 
    
 
  

 

DENİZLİ AĞZI

   DENİZLİ  AĞZI
> >1)olma mı , yapma mı , etme mi gibi estetik harikasi kelimelerin
> >kullanildigi denizli yoresinin konuşma stili. ayrica -hööle bi yürüyüp
> >gelive biyo , irahmat yaaiyosa semsiyeni de alive- gibi cumlelere de
> >sahiptir.
> >
> >2) önkü tası horaya go = şu tabagı oraya götür hangırıya goycem teeze ?
> >(Hangi yere koyacağım teyze..)
> > Hönkürüye gıı.. (Oraya işte..)
> > needip goyyonuz (ne yapıyorsunuz?)
> >
> >
> >3) gülü gülü deezem (güle güle teyzem)
> >
> >4) senin oğlan hangi bölümü kazandı? tıpa kazandı
> >
> >5) - yandaki site var ya... işte ordaki bekçiyi vurmuşlar! -
> >bekçiye??!! - bekçiye vurmamışlar!! bekçiyi vurmuşlar! -
> >bekçiye??!! - hey allahım
> >
> >6) anegin ..ı (ananın ..ı) şu ana kadar yaklaşık 500 kişi üzerinde
> >yapılan deneylerde denizliler hariç, bu küfürü kimse söyleyememiştir.
> >
> >
> >7)d- al bunu götüvecesen götürüve, götüvemicesen götüvecek vaa…
> > Bu paraya götüreceksen götür,götürmeyeceksen,götürecekler var.
> >
> >
> >8) *nerem deding *? : hasta birisinin şikayetinin ne olduğunu sormak için
> >kullanılır. ör. cümle: kişi a: nerem deding bizim gıız? kişi b: sooma
> >gareee, öskürü öskürü bitmediii. soonuda * hurama hööle bi ağrı girdi.
> >kıpırdeyemeyyon. tokturu gitçen hindi…
> >
> >9) extreme olarak nitelendirdigim bir ornek; enkini enkirden al
> >enkireye goyve ( sunu suradan al suraya koy )
> >
> >10)sevgili babaannem sokakta güneşin altında oynayıp terleyen kuzenime
> >kızmaktadır:-demingkden ben sene kölgelerde oyna dimedim mi?-
> >.....-geberdirin çocuk seni- .....-git önkü yüzünü yuuka gel.sırtındakini
> >de değiştir.koş baken!!!!
> >
> >11) dünyanın neresinde olursa olsun, o memlekette hangi dil konuşuluyor
> >olursa olsun iki denizlili'nin birbirini tanımasını sağlayan konuşma tarzı.
> >konuşanların asla utanmadığı, düzeltme ihtiyacı hissetmediği az sayıda
> >ağızdan biridir bu coğrafyadaki. bilenler için çok estetik ve akıcıdır.
> >
> >
> >12) turkce ogretmenlerinin bile 'pekiyi ama i ve e hallerine
> >karıştırıyorsun' dedigi, hos bir sive. otobus yolculugunda kendinden cok su
> >istenen denizlili bir muavinin 'sayin yolculaamiz duz mu yaladingiz? hareme
> >kadar su yok gaari' dedigi de bir arkadas tarafindan test edilip
> >onaylanmistir
> >
> >13) ismin hallerine bir haller olan sivedir.lisedeyken matematik hocasi
> >vardi denizlili.her ne kadar universite bitirse de sive gitmiyor olsa gerek
> >'bugun elif'e kaldiralim.' gibisinden laflariyla her ders ayri bir faciaya
> >yol acma riski tasirdi.
> >
> >
> >14) denizli dogumlu ya da cocuklugunuz burada gecmisse zihninizden hic
> >silinmeyecek sive . turk dili profesoru olsaniz , trt ana haber bulteni
> >sunucusu olsaniz da gerektiginde .nedipbarin , tavasi gitcem ben , ahmet de
> >ordan gelipba tarzi cumleleri hic cekinmeden kullanir , kendinizle gurur
> >duyarsiniz.en guzeli bunu yasli insanlarla konusmaktir.
> >
> >15) 'sıranızı geçin'-denizli anafartalar lisesi müdürünün öğrencileri
> >hizaya sokmak için söylediği emir cümlesi:)
> >
> >16) herkes cik-cuk'le konustugu icin son derece sirin gelir kulaga yore
> >insaninin konusmasi. ciddiye almak zordur bazen. bu yorelerde pazar yerinde
> >dolasmak da cok keyiflidir. yasli teyzecikleri opmemek icin zor tutar bazen
> >insan kendini. ortalikta bir saat dolasip diyaloglari dinlemek bile
> >meditasyon etkisi yapabilir. ornek: - domat dativeecenmi iki gilo. - dattim
> >dattim. aha suracikta. aliveecen mi?- alcem de tobayi aciveecen mi?- accem
> >de parami cikariveemedim bi dakka bekleyiveecen mi?- bekleyiveririm
> >nolcekki...seklinde uzar gider. bir sure ortalikta dolastiktan sonra 'beni
> >bak' denilmesi normal gelmeye bile baslayabilir...
> >
> >17)Denizli'de iki kadın pazarda karşılaşırsa şu repliğin geçmesi kuvvetle
> >muhtemeldir:-ne buuuu neree gidik gidesiiin??-çocuklaaa döndeeme (dondurma)
> >isteepturuu ne zımandıı..
> > -pazarı varem de dalgan alem.. (Pazara gidip dalagan=ısırgan otu alacak)
> >
> >18) mesela 'biyol' vardır, bir şey isterken kullanılır. örneğin:- biyol
> >ötüvee çil horozum (bir kere öter misin çil horozum?)'dinelmek' vardır,
> >(ayakta) durmak anlamında:- bizimoğlan orda dinelme de beni bi çay yap.
> >(arkadaşım/çocuğum ayakta durma da bana bir çay koy.)gahpeerif (kahpe +
> >herif) sık kullanılan bir küfürdür. gahpecik, gahpenin doğurduu, gahpe garı
> >gaşlı (kahpe karı kaşlı) gibi türevleri mevcuttur. denizli şivesi ortamda
> >denizlililerle fazla bulunulduğu vakit dillere pelesenk olmakta, dilin
> >ayarı kaçabilmektedir
> >19) rivayet olunduğuna göre pazar yerinde uzun süren bir alışveriş
> >sırasında güzelim ürünleri alıp almamakta kararsız kalan müşteriye karşı
> >satıcı kadın cevap verir: 'götüceksen götü götümiceksen götüme.. go'.
> >dilimizin yöresel elastikliği konusunda denizli lehçesi en dikkati çeken
> >tarzdır denebilir
> >
> >21) yavrım ben onu nezmandır söleboturum… bilip batırın mı? = yavrum ben
> >onu nezamandan beri söyleyip duruyorum,biliyor musun?
> >
> >22) istanbul şivesinden başka şive duymadıysanız, ilk seferde kafanızı
> >sağlam karıştırabilecek, yurdumun en komik şivesi
> >
> >23) denizli şivesi diye birşey yoktur denizlice vardır.
> >
> >24) eşsiz bir şivedir. gapçık ağızlı diye bir kavram vardır misal. beni
> >bırakın, hala ne olduğunu anlayabilmiş bir nene, dede yoktur. bu şivenin
> >özü komedi üzerine kurulu gibidir sanki. misal dedeniz size küfreder ama
> >belki anlayamadığınızdan belki de söylediği şeyin komikliğinden dedenize
> >kızamazsınız bile. -dede neden bu böyle?-sus bakem gapçıkaazlı!-o ne demek
> >dede?-höyt höyt edip durma bakem gömüveğcem şimcik depçiğineişte böyle. bu
> >ve bunun gibi kendine ait söylenişi son derece komik, ama ne anlama geldiği
> >tam bir muamma olan kelimeler içerir bu şive J
> >
> >
> >
> >
> >İlave;
> >
> >25)Mersindeyiz,Denizlili bir hemşehrimiz ögretmen..Sınıfta gürültü yapan
> >bir öğrenciye bağırır,
> >-Kızdırmeyin bene,şindi sene tahtaya kaldırır,sıfıra bascen.
> >
> >26)Seneler evvel,memleketinde elektrik olmayan Denizli'li İstanbul'a gidip
> >caddelerdeki yanan lambaları görünce şaşkınlıktan şöyle demiş:
> >Yanıpba..yanıpba..Ne gaz yetçek ne fıtıl..
> >
> >27)İstanbul'da hamamda başı sabunlu gözleri kapalıyken sabun kalıbını
> >yürütmüşler bizimkinin.Olayı arkadasına anlatmış,-Gahpaçocukları..hamamda
> >bana sabunsuz kodular…(hamamda beni sabunsuz bıraktılar)
> >
> >28)-Çeşmide gala,Gavga edip bala..(Çeşmede kadınlar kavga ediyorlar)
                                   ***SONNN***